Kenya – Nairobi
Eveeet, gidelim mi gitmeyelim mi, ha gittik ha gidicez derken sonunda Kenya’dayiz!
Kenya’ya safariye giderken yanimiza neler almaliyiz, hangi asilari olmaliyiz, ne yeriz ne iceriz gibi basliklari ayrica yazacagim, simdilik Nairobi’yi anlatiyorum.
Nairobi, ilk izlenim
Nairobi fakir bir sehir. Havaalani cok eski, yollarda dogru duzgun serit yok, kimin hangi seritten onune daldigi belli degil, yol kenarlari camur, insanlar surekli otoyol kenarindan yuruyorlar, toplu tasima araclari dokuluyor, yani anlattiklarimdan icinize kasvet dolduysa dogru tarif ediyorum demektir 🙂
Biz ogleden sonra Nairobi’ye indik, ilk aksam Nairobi’de havaalanina yakin bir otelde kaliyoruz, ertesi gun sabah 7’de safari icin yola cikacagiz. Rehber bizi havaalanindan aldi. Konfor beklentim minimumda olmasina ragmen minibusu gorunce bi dustum ben. 4×4 dedikleri bir kulustur 🙂 Adini Ciko koyduk da daha sevimli bir hal alsin diye, fakat sonradan birbirimize dusman olduk.
Su yesil jipleri gorduk ve biz neden jip degil de minibus ayarladik hala bilmiyorum ama sonucta elimizdeki bu. (Kenya plani yapana onemli not: gelmeden once aracin fotografini muhakkak isteyin ve land cruiser olmadi konusunda diretin. 8 saat boyunca hoplayip zipladiginizda anlayacaksiniz aracin ne kadar onemli oldugunu).

Kenya konforlu mu?
Ha, konfor mu? Onu burada pek aramayin. Zaten buraya gelmeye karar verdiyseniz kafanizda gercekci bir resim olusturmussunuzdur diye dusunuyorum. Ben bir normal boy valiz hazirladim, Onur tabii ki carry-on boyutu valiz yapti kendine. Biraz abartmis olabilirim ama benim valizimde tuvalet temizleme mendilinden yastik kilifina, cop posetinden battaniyeye kadar her turlu “ya gerekirse” esyasi oldugu icin ancak sigabildim.
(Su an yaziyi duzenlerken ikinci gunun sonundayim ve kuruyemislerden bluetooth hoparlore kadar aldigim her seyin ne kadar isabetli kararlar oldugunu ve dar zamanda makbule gectigini gorup seviniyorum).
Maasai Mara – Yola ciktik
Adamimiz bizi otelden aldi ve sabah yedide yollara dustuk. Ilk izlenim devam ediyor. Insanlar sabah ise gidiyor, yol kenarindan yuruyenler yine coktu (kaldirim beklemeyin, dusuk banket), toz toprak… Gece gok delinircesine yagmur yagdigi icin sabah hava serin, bugun de bulutlu ve biz acayip mutluyuz. Dubai’de yagmura buluta hasret kaldigimiz icin hava bizi mest etti. Yola ciktik, ilk duragimiz olan Maasai Mara’ya 6-7 saatlik bir yolculugumuz var.
Yola ciktiktan bir saat sonra Mombasa Curio Shop’ta (hediyelikci yani) manzara fotografi cekmek icin kisa bir mola verdik. Ayaklarimizin altindaki Riff Vadisi, Lubnan’dan Mozambik’e kadar uzanan geniiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiis ve gorkemli bir vadi. Maasai Mara, su soldaki dagin arkasinda kaliyor, yani yolumuz uzuuuun mu uzuuuun.

Birkac fotograf cekip birkac hediyelik aldiktan sonra yola devam. Yol kenarindaki dukkanlara, seyyar saticilara baka baka, kenarda kendi kendine takilan babunlara sasira sasira zaman geciriyoruz. Ben bu satirlari yazarken vadiye inmisiz bile…

Yola ciktiktan tam 5.5 saat sonra (molalar dahil) konaklama noktasina variyoruz. Fakat yolun son iki saati tali yolda hoplaya ziplaya geciyor. Yol sizi tutuyorsa kesin bulanti ilaci alin derim. Daha dogrusu, yol sizi tutuyorsa hic boyle bir seyahat planlamayin derim. Sebebi az sonra aciklayacagim. Benim icin bu yola izini birakan sey, Onur’un hic ama hic uyumamasi oldu 😂Normalde her an her yerde uyuyabilme yetenegi olan bu genc insan, tam “ooh ben bu yolda ne guzel uyurum” dedigi noktada tali yola saptigimiz icin haldir huldur yolda beyin sarsintilari gecirdj, birakin uyumayi, sistikce sisti, ben onun gerildigini gorunce cok egleniyorum. Ben yolda uyumam cunku, o da uyumadigi icin yalniz kalmadigim icin hain bir sevinc duydum 🙂 Neyse, konuya donuyorum. Kaldigimiz yerin adi AA Lodge. O toz toprak yolda durmadan ilerlerken ve onlarca dokuntu dukkan ve misafirhane gordukten sonra birdenbire boyle ozel bir alanla karsilasacaginizi hic ama hic ummazsiniz 🙂 Adeta kurtarilmis bolge. Odamiz gercek bir oda, fakat tavani devasa bir cadir. Cottage, yani kir evi diye geciyor. Burasi hakikaten colde bir vaha gibi, kuslar civildiyor, kucuk bir yuzme havuzu var, yemyesil agaclikli patikalardan yuruyerek kotajimiza yerlestik. Gunes enerjisi kullanildigi icin sicak su mevcut (bu onemli), oda genis ve konforlu, sivrisinekten dolayi her odada yataklar cibinlikli, fakaaaaaat elektrik yalnizca gunun belirli saatlerinde veriliyor. Aksam 6-11 arasi, sabah da 5.30-9 arasi elektrik var, aman dikkat telefonlarinizi powerbanklerinizi idareli kullanin; sonra ertesi gun “sarjim bitti fotograf cekemiyorum” dirdir etmek yok 🙂 Ve ayni sey wi-fi icin de gecerli 🙂 Aksam 6’ya kadar vayfay mayfay yok size.
Maasai Mara – Giris
Yavas yavas sadede geliyorum. Lodge’dan 20 dakikalik bir yolculukla meshur Maasai Mara’ya vardik. Ulusal park girisinde pasaportlariniz alinip kaydiniz yapilirken yerel ablalar araciniza ususuyorlar. Belki on tanesi, ellerinde hediyelik incik boncukla cama tiklatiyor, camin aralik kismindan hediyelikleri sokusturuyor, “look at me look at me” diye dikkat cekmeye calisiyor, ben biraz gerildim cunku ilk bes dakika “no thank you no thank you” dedim fakat hic fayda etmiyor 🙂 Onun uzerine susup goz temasi da kurmadan minibusumuzun hareket etmesini bekledik. Hic icime sinmedi ama oradan aldigimiz herhangi bir sey daha fazla saticiyi basimiza toplamaktan baska bir sonuc getirmeyecekti, o yuzden direkt gormezden gelmek en iyisi. Kadinlar orada ekmek parasi kazanmak icin caba gosterirken onlarin fotografini da cekmek icime sinmedi ama son anda hizlica cektigim su kare biraz anlatir size.

Maasai Mara – Safari
Parka girdiginiz anda insana dair her sey bitiyor.
Hicbir fotograf makinesinin anlatmaya muktedir olamayacagi kadar guzel bir manzara bu.
Araclarin yaptigi tekerlek izi haricinde, o dogada hicbir iziniz, ona karsi hicbir kuvvetiniz yok; kisacasi hicbir ozelliginiz yok. Sadece arac tepesinde nefes kesici, ucsuz bucaksiz cayirlar, bozkirlar, tepeler, agaclar goruyorsunuz ve gozunuzun gorebildigi o sonsuz genisligin bir parcasinda daha once onlarca kez belgesellerde gordugunuz o vahsi hayvanlari kendi evlerinde, kendi hayatlarini yasarken gorebilmeyi umuyorsunuz.
Asil amac Big Five denen arkadaslari gorebilmek; yani Afrika Fili, Buffalo, Afrika Aslani, Afrika Leopari ve gergedan. Biz bunlarin ucunu gorebildik, bunun disinda onlarca baska hayvani da.
Biz Onur’la vahsi kedi hastasiyiz. Yillar once Digiturk’te NatGeo Wild acip (kanal bile aklimda, 185 idi 😂) surekli buyuk kedi belgeseli izlerdik. Zaten o ilgi bizi Kenya’ya gelmeye itti. O nedenle, burada gordugumuz hayvanlarin hepsi ayri birer guzellik, fakat ilk aslani gordugumuzde yasadigim nefessizlik anini galiba olunceye kadar unutmam…

Efendim, aslan ailesini karinlarini doyurmus siesta yaparken bulduk. Yaklasik 15 aslandan soz ediyorum.

Anne yavrusunu besliyordu, disi aslanlar ve genc erkekler tembel tembel gerinip yatip yuvarlaniyordu, ve kucuk Simba da (evet benim icin butun yavru aslanlar Simba) beslenip enerjisini alinca oyunlar yapti ama buyukler pek sallamadi cocukcagizi 🙂

Fotograftan ne kadar anlasiliyor bilmiyorum ama hayvanlarla aramizdaki mesafe soyle yedi sekiz adimdan fazla degil. Cok guzellerdi cok.
![]()
Maasai Mara’daki ikinci gun ise cita ailesinin erkeklerini gorme sansini yakaladik. Fantastik besli dedikleri genc erkekler ucsuz bucaksiz bozkirin altindaki 3 agacin birinin dibinde golgelik yerde keyif yapiyorlardi.

Neden Fantastik besli? Cunku bu arkadaslar bolgeci degilmis, surekli hareket halinde, yer degistiriyorlarmis ve hep bu besli ekip olarak goruluyorlarmis (citalarin disileri bolgeci oluyorlarmis, erkekler surekli seyahatte ohh). Bunlar baya meshur bi besli, sadece ikisi kardes, digerleri baska kandan; surekli gozlenen ve bulunmaya calisan, acayip populer bir ekip. Google’da “Fantastic Five cheetah masai mara” seklinde basit bi arama yapin ne demek istedigimi anlayacaksiniz.

Bu kucuk bilgiden sonra biraz da insan psikolojisine giris yapalim: Simdi ilginctir, insan neye kavusursa hep bir fazlasini istiyor (Insanliga Giris – 101). Bugune kadar aslani, citayi kendi dunyasinda gozlemleme sansim olacak diye heyecanlanirken onlari gordukten sonra “keske bir av pesinde kostuklarini gorsem” demeye basladim. (Gerci, gercekten avlandigini gormeye dayanabilir miydim bilmiyorum). Insan bir aksiyon istiyor ama. Yolda ilerlerken iki disi aslani bir durup bir kosarken gorduk, bir heyecanlandik “Acaba av zamani mi?” diye, fakat gorkemli leydiler golge ariyorlarmis, bol agaclikli bir kuytuya kendilerini atip bizi dikizlemeye basladilar, biz de aksiyon bekledigimizle kaldik 🙂

Kedilerin disinda belki onlarca hayvan gorduk. Kabaca siralayacak olursam; wildebeest (Afrika antilobu), zurafa, devasa Afrika fili, zebra, antilop, buffalo, impala, devekusu, mirket, sirtlan, cakal, geyik, ceylan, yaban domuzu, baba aslan ve bir genc erkek, yanisira isimlerini bilmedigim bazi baska hayvanlar ve bircok kus turu.
Ama ben Buyuk Kedi hastasi oldugum icin aslani gorunce fenafillah mertebesine erismis gibi oldum (Turk dili ve edebiyati arkadaslar??), sonra erkek aslan, ve son gordugumuz diger iki disi aslan… Gerisi bu guzelligi daha da guzellestiren ayrintilar. Zaten bu kedicikleri gorebilmenin garantisi bile yokken butun bir aileyi o kadar yakindan gorebilmek… Sukur ettim, otesi yok yani.

Ah ah ah, unutmadan… Bir de iskeletler, hayvan kemikleri, kafataslari boynuzlar ve kaburgalar

Mara Nehri
Mara nehri Kenya-Tanzanya sinirinin yakininda. Bir yaninda onlarca zebra, zurafa, impala besleniyorlar, nehrin kiyisinda ve icinde ise hipopotamlar camis gibi yatiyor 🙂 Cok komik hayvanlar, biri sirt ustu nehir kiyisinda, biri suyun icinde sifir hareket, uzerlerine kucuk kuslar konup takiliyorlar, oyle acayip relax bir ortam. Sonra zor bela bir timsah gorduk; o da suyun icinde kayboldu. Cok urkutucu bir hayvan, suya gomuldugu an esamesi okunmuyor, sonra yuzeye yakin dikey bir cizgi halinde suzuldugunu goruyorsunuz.

Maasai Mara’da ormanlik alan, bozkir, cayir, su kenari, bataklik, verimli arazi, corak toprak her cesit seyi gormek inanilmaz zevkli. Yolda giderken evet cok yoruluyorsunuz ama o sahne surekli degistigi icin hic bitmeyen akisa kendiniz kaptiriyorsunuz.
Safari – Yol beni mahveder mi?
Edebilir valla 🙂 Yukarida bahsettigim “yol tutmasi” konusuna aciklik getirecek olursaaaak, efendim, safari dediginiz sey jip uzerinde tingir mingir gidip ara sira durup fotograf cektiginiz bir sukunet ortami degil. Haldir huldur gidiyorsunuz, hatta sadece haldir huldur degil, paldir kuldur, katir kutur, camlar pencereler zangir zangir, harala gurele, camurlara cukurlara takir tukur giriyorsunuz, taslara kayalara taak diye daliyorsunuz, bi hayvan gorup heyecanla sofore “duuur” diye bagirip zink diye durduruyorsunuz, sonra o bir konumda degisik hayvan oldugunu telsize haber alinca dortnala oraya gazliyorsunuz, bu arada ustu acilmis aracta en iyi manzarayi yakalamak ugruna ayakta dikilip savrulmamak icin nereyi bulursaniz oraya yapisiyorsunuz; yagmur yagiyor, gunes aciyor, “Aa ne guzel gokkusagi cikmiiiis!” derken ruzgari agziniza yiyorsunuz, kisacasi o yol bittiginde siz artik siz degilsiniz 🙂 O nedenle, eger yol sizi tutuyorsa ya da biraz tatliysa caniniz, iki gunluk tatilinizi hic riske atmayin, konforunuzla gidin gelismis bir ulkede keyifli zaman gecirin derim. Toplamda daha bile az para harcamis olursunuz; aslan kaplan televizyondan da izlenir. Gercekten hastasi degilseniz katlanilacak yorgunluk degil. (O belgesellerin yapim ekibindeki her bir calisan eli opulesi insandir bu arada. Adamlara zaten saygi ve hayranlik duymamak elde degildi, ama simdi gozumde ermis insan gibi mubarekler).
Iste boyle… Simdi Onur’la lodge’un taracasinda oturuyoruz hava berrak, kuru, mis gibi, serin serin esiyor, kus civiltilari, yemyesil bir ortam, sag tarafimiz gunluk guneslik, sol taraftan gok gurultuleri geliyor, yagmur yagdigi gozle goruluyor zaten iki tane de gokkkusagi var solda.
Cok guzel su an ❤️
