3-2-1…
Vee perde açılıyor.
Sahnede siz varsınız. Siz: Sabah akşam kafasından milyonlarca düşünce geçen, önemli kararlar alan, ya da karar veren, hedefler koyan, çabalayan, irili ufaklı bir çok şeye ulaşmaya çalışan siz.
O da ne? Sahnede yalnız değilsiniz. Sahne ışıklarının aydınlattığı ne? Evet, işte orada duruyor: Stratejik düşünce. Sizin stratejik düşünceniz. Nasıl olduğunu sormayın, betimleyemem; ama ete kemiğe bürünmüş, orada durduğunu söyleyebilirim. O sizin oyununuzun vazgeçilmez parçası. Onsuz sahne kararır. Ne oyun kalır, ne alkış. O bazen size sufle veren, bazen sizi yöneten, bazen senaryoyu yazan, bazen de oyunu tamamen değiştiren…
Onun sayesinde değişim ve dönüşümler karşısında hızlı ve yaratıcı çözümler geliştirebiliyoruz, onun sayesinde farklı perspektiften bakıp açık uçlu düşünebiliyoruz, ve onun sayesinde fırsatlarla riskleri analiz edip dünü, bugünü ve geleceği birlikte değerlendirebiliyoruz (s. 10-11).
Ama bir şey var. Neden ondan uzak duruyorsunuz? Onun, sizin için hayati önemi olduğunu biliyorsunuz, o halde uzak durmanızın sebebi ondan korkuyor oluşunuz mu? Birlikte oynamaya nereden başlayacağınızı bilmiyor olabilir misiniz?
O halde; sevgili oyuncular, elimdeki bu kitap sizin için ister bir başlangıç olsun, ister bir köprü; bırakın da stratejik düşüncenizi nasıl inşa edeceğinizi, yani şu vazgeçilmez sahne arkadaşınızla neler yapabileceğinizi size anlatsın.

Oyunlar başlasın.
Dr. Hakan Karabacak, benim blogumun gedikli misafirlerinden. Daha önce Müzakere Oyunları ve Strateji Oyunları kitaplarını kısaca tanıtmış ve Oyun Teorisi’nden, müzakere türlerinden bahsetmiştim. İşte şimdi, bu kitapta akış biraz daha değişiyor. Dr. Karabacak, önce size stratejik düşünce altyapısının unsurlarını tanıtıyor. İşte o andan itibaren, siz de kabuk değiştiriyorsunuz ve kitabın yalnızca okuyucusu olmaktan çıkıp, aktif bir katılımcısı haline geliyorsunuz, çünkü yazarımız, stratejik düşünce altyapısının unsurlarını anlattığı her bir bölümün sonunda, bahsedilen unsur ile ilgili algılarımızı açmak için bizi birçok akıl oyunu sorusu ile başbaşa bırakıyor. (Bu arada, “kitap okuyucusu” yerine “kitap katılımcısı” deyişini şimdi uydurdum ve çok da beğendim. Lütfen kullanın ki dilimize yerleşsin :))
Bu kitapta öyle “oku – altını çiz – ucunu kıvır – geç” yok. Haydi bakalım, biraz daha gayret!
Peki neymiş stratejik düşünce altyapısının unsurları? Bu önemli 7’liyi kitaptan kısa kısa alıntılarla açıklayacağım, ama kitabın can alıcı kısmını -soruları- sizinle paylaşmayacağım. Bırakayım kitabı siz keşfedin, değil mi? 🙂
İşte stratejik düşünce altyapısının 7 unsuru:

- Dedektif gibi düşünün: Dedektif gibi düşünmek, ele aldığımız meseleyi parçalara ayırarak analiz etmeyi, eldeki bilgi ve veriler arasındaki bağlantıyı çözümlemeyi, neden-sonuç ilişkisini keşfetmeyi, tüm bunları yaparken de büyük resmi gözden kaçırmamayı gerektirir. Bu düşünme sürecinde uyanık bir bilinç, iyi bir dikkat ve mantıklı çıkarımlar size eşlik eder (s. 19). Basit bir örnek verecek olursak, mülakatlarda sorulan “Sizi neden işe alalım?” sorusu, stratejik cevap gerektiren stratejik bir sorudur. Bu yüzden mülakatlarda işverenin duymak istediği şekilde cevap veririz de, bizim için çok önemli olmasına rağmen “Para lazım biliyor musun? / Evleneceğim / Bu işyeri eve daha yakın” gibi sebeplerimizi sunmayız.
…Gerçek cevap bu olabilir, fakat daha incelikli bir cevap için adayın bir dedektif gibi düşünmesi gerekir (s. 23)
- Zihinsel kalıplara hapsolmayın: Benim en sevdiğim unsur işte tam da bu! Bir düzen tutturup, gün içinde hep bu rutinin içinde yaşıyoruz genellikle. Zihnimizi otomatik pilota almışız gibi, ezberlediğimiz yollardan geçerken binaları, levhaları fark etmeden devam edip gidiyoruz, değil mi? Hayatımızı kolaylaştırdığı ve enerjimizi saklamamıza yardım ettiği için bu rutinler çok da kötü değil aslında; ama tam da bu zihinsel kalıplar yüzünden belirli seçeneklere takılıp kalabiliyor, farklı ihtimallere körleşiyoruz. Zihinsel kalıplar, farklı ihtimalleri perdelediği için olaylar arasındaki bağlantıları “varsayım” ve “zannetme” üzerinden yorumluyoruz, bu da farklı çözüm yollarını görmemizi engelliyor. Peki bu körlüğün çaresi ne? Çare, farklı ihtimalleri gündeme getirebilme yetimizi bilemek. Önyargılara hapsolmuş, ön kabullerin dışına çıkamayan bir zihin de bunu başaramaz.
Dedektif gibi düşünen bir beynin zihinsel kalıplara hapsolması zaten yapısal olarak mümkün değil (s.78).
- Sezgilerinize güvenin, düzenleri keşfedin: Sizin hiç, gece tam uykuya dalmak üzereyken gün içinde yaşadığınız bir soruna ‘pat’ diye çözüm bulduğunuz oldu mu? İşte bu, sezginin karar vermedeki payını anlatır. Sezginin tanımı kolay olmasa da, duygu ve mantık kardeşler ile sürekli “ayrılsak da beraberiz” şeklinde görünse de, kendi başına önemi çok büyük. Sezgi, en basit anlatımla, bizim içsel pusulamız aslında. Pisagor (M.Ö. 570 – M.Ö. 495) yaklaşık 2500 yıl önce, “Hakikate ulaşma yolunda bilim, gözlem ve muhakemenin yanında sezgi de gereklidir” demiş. Strateji kelimesi her ne kadar analitik ve rasyonel düşünmeyi çağrıştırsa da, sezgilerin de attığımız adımlarda payı çok büyük, çünkü tek bir hedef ile yola çıkıp, körlemesine ilerlemiyoruz yolda; aksine, bu karmaşanın içinde her yeni adımımızda yeni bir stratejik kararla hareket etmemiz gerekiyor. Bunun için de her zaman kulak vermemiz gereken kılavuzumuz, elbette sezgilerimiz.
- Mantığınızı yanınızdan ayırmayın: Evet, sıcak ve gizemli Sezgi’den sonra, sıra geldi soğuk ve mağrur Mantık’a… Elbette sezgiyi nasıl duygu ve mantıktan apayrı düşünemiyorsak, mantığı da sezgiden ayrı düşünemememiz gerekir. Sadece mantık ile yola çıktığımızda, pratikte işlevi olmayacak sonuçlara ulaşabiliriz. Halbuki sezgi ile mantık ikilisinin dengesi bize stratejik kararlarımızı vermemizde en doğru adımı attırır.
- Problemlerle yüzleşin: Beşinci unsurumuz, listede belki de en kolay görünen, ancak uygulanabilirlik açısından zemini en kaygan unsur bence. Muhtemelen hepimiz problemlerimizle yüzleşmemiz gerektiğini biliriz, ama kaçımız bu zaman ve enerjiye sahibiz? Problemlerle yüzleşmek kadar önemli olan bir diğer şey de, onları gözde büyütmemek. Çünkü siz, karşınıza çıkan sorundan, zihninizin izin verdiği ölçüde etkilenirsiniz. Eğer olayları gözünüzde büyütürseniz panikler ve sağlıklı karar veremez hale gelirsiniz. Ancak aşılabilir bir engel olarak gördüğünüz sorunlar için daha soğukkanlı düşünerek hareket edebilmek mümkün. Stratejik düşünce de, işte burada devreye giriyor. Bizim, problemi çözebilmek için birçok ihtimali veya seçeneği ortaya çıkarabilmemize yardımcı oluyor.
“Boynunuzu kırdıysanız, yiyecek hiçbir şeyiniz yoksa ya da evinizde yangın çıktıysa bir sorununuz var demektir. Bunlar dışındakiler sıkıntıdan başka bir şey değildir.” – Robert Fulghum (s. 177)
Eveet, ilk beş unsurumuz bizi biraz daha içsel olarak zorlayacak, kendimizi yavaş yavaş eğiterek meyvelerini elde edebileceğimiz unsurlardı. Son iki unsur ise, yüzleşecek problem, dedektif gibi takip edilecek ipuçları olmadan, tam olarak şu an ve burada uygulamaya başlayabileceğiniz adımlar.
- Bulmaca çözün: Size bu yaştan sonra IQ’nuzu yükseltme garantisi veremiyoruz, fakat zihin egzersizlerinin de beden egzersizleri gibi, yaş gözetmeksizin sizi daha esnek, daha kuvvetli kıldığı bir gerçek. Problem çözme, dikkat ve odaklanma, sabır, yaratıcılık gibi yetilerinizin bileneceği bir gerçek. Peki bulmaca çözmeye nereden başlayacağız? Bu soruya iki güzel cevabım var:
– Birincisi, bu kitabın her bölümünün sonunda, bahsedilen unsur ile ilgili onlarca bilmece ve bulmaca var. Buraya kadar sadece bölümleri okuyup soruları atlaya atlaya geldiyseniz de, şu andan itibaren kaçarınız yok. Sayfayı çevirin ve kafanızın içindeki dişliler döndürmeye başlayın.
– İkincisi, bulmacayı sadece kağıt-kalem aktivitesi olarak görmeyin. Gün içinde kafamızı meşgul eden kaç tane bulmaca çözüyoruz, farkında mısınız? Belki de problemlerimizi felaket olarak görmek yerine onları zihnimizde “bulmaca” olarak etiketlersek, çözümü de daha kolay yakalayabiliriz. (Burada biraz Güzel Türkçemiz molası vermek istiyorum: Dilimizin güzelliğine bakar mısınız? Bulmaca ve bilmece kelimelerine bütün olarak baktığımızda, bizi nasıl da bulmaya ve bilmeye yönlendiriyor, aslında ne kadar pozitif bir telkin etkisi var. Sizce de öyle değil mi?)
- Satranç oynayın: Vee işte huzurlarınızda son adım. Oyunların şahı ve şahların oyunu! Satranç oyuncusu ve yazarı Horowitz demiş ki “Satranç bir oyundur diyenler yanılmaktadır. Satranç, bir oyundan çok daha fazla bir şeydir. Satrançta yalnız kafa değil, kişilik, irade, ve hatta tüm benlik sembolik bir savaşa katılır.” (s. 243)
Satranç oynamak için mutlaka satranç tahtasının başına geçmek gerekmiyor. Stratejik kararlar alanlar aslında satranç oynar (s. 249)
Gerçekten de satranç oynamak, devamlı değişmekte olan bir bulmacayı çözmeye benziyor. Bu nedenle, her hamlede en uygun çözümü bulmak için satranç tahtasını doğru okumalı ve oyunu tüm unsurlarıyla analiz etmeliyiz. Çünkü bu süreç, gerçek hayatta stratejik kararlar aldığımız ortamı taklit eder. Hayatta her alanda mevcut koşullar, güç dengeleri, hareket planları, olası ihtimaller gibi sonuç üzerinde etkili olabilecek çok sayıda faktörü değerlendirerek karar vermeliyiz.
İşte size stratejik düşünce altyapısının unsurlarının özeti.
Dikkat ettiyseniz, bu yedi unsurun yedisi de bir elin parmakları gibi birbirlerine bağlı ve muhtaçlar. Mantığınızı ve sezginizi kullanmadan problemlerle nasıl yüzleşeceksiniz? Kalıpların dışına çıkmadan dedektif gibi düşünmeyi nasıl başaracaksınız? Sadece sıradaki hamlenizi değil, ondan sonra gelecek hamlelerinizi de düşünmeden nasıl mantığınızı kullanacaksınız?
Haydi bakalım, beynimizin içindeki stratejik düşünce çarklarını yavaş yavaş başlatalım.
3-2-1…
Vee perde açılıyor.

Sevgiler,
Irmak