Herkese merhaba,
…Birçok ülkede yaptığım gözlemlerden, çatışmalardan kaçınmanın ve insanları memnun etmeye çalışmanın enerjimizi, inisiyatif alma becerimizi ve cesaretimizi tüketen evrensel alışkanlıklar olduğu sonucuna ulaştım. (s.4)…
İşte şimdi, bu kültürü değiştirme zamanı!
![]() |
| Kurum kültürünüzü elbirliğiyle değiştirmeye, geliştirmeye hazır mısınız? (Görsel kaynak: pixabay.com) |
1- Yaratıcı Çatışmayı öğrenin:
Neden mi önemli? Çünkü herkesin fikir birliğine vardığı bir karar alındığında aslında bazı şeyler birilerinin içine kesinlikle sinmiyor demektir. Bunun iki ihtimali var: Birincisi, o birileri yaratıcı çatışmanın ne olduğunu bilmediği için gidişatta pürüz çıkarmamak için susuyor demektir. İkincisi de, o ekipte herkes klonlanmış gibi, aynı kafada olduğu için el ele tutuşup şarkı söyler gibi harmoni içinde karar verebiliyorlar demektir. Dikkat! Korku da, homojen yapı da zengin çatışmaları imkansız hale getirir.
Bu yüzden bizim yapmamız gereken en önemli şey, yapıcı çatışmayı öğrenmek. Kendimizi bir dinleyelim bakalım, dilimizin ucuna kadar gelip de yutkunduğumuz sözleri söylemediğimiz için kendimizi nasıl hissediyoruz? Bir yarım kalmışlık, bir huzursuzluk oluyor mu? Evet, kendi inandığınızı dile getirmediğiniz zaman aslında sizi siz yapan değerlerinize ters düştüğünüzü fark ederek başlayabilirsiniz bu gidişatı değiştirmeye.
Bilgi, fark yaratmak ister… Büyük fikir ortaklıkları bir yankı odasından ibaret değildir; insanlar birbirlerine donanımlı fikirler, yeni bakış açıları ve sorgulamalar katar. Kendinize şunu sorun: Başkalarından farklı olarak nasıl bir katkıda bulunabilirim? Orada bulunma nedeniniz budur (s.16)…
Buna bir de özgüveni eklemek istiyorum. Karşı gelişimizin sebebi ego savaşı olmamalı, hedefimiz “o kişi” olmamalı; aynı şekilde size gelen eleştirinin de “siz” olduğunuz için değil, savunduğunuz fikrin sorgulanması olduğunu unutmamak gerekiyor. Hatalarımız hakkında konuşabilmek de özgüvenimizin bize yardım edeceği önemli bir özellik. Bu sayede kendimizi “mükemmelim” dev aynasından kurtarmış ve çok önemli bir öğrenme musluğunu sonuna kadar açmış oluyoruz.
Siz hatalarınızı ne sıklıkta ve ne kadar rahatlıkla paylaşabiliyorsunuz?
Binaları yükselten tuğlalar değil, harçtır. Aynı şekilde şirketlerin harcı da sosyal sermayedir, yani karşılıklı inanç ve güven kurulmasını sağlayan bağlılık hissi. Sosyal sermaye tabii ki kendiliğinden biriken bir süreç değil, şirketlerin de yoğun eforunu gerektiren bir süreç. Şirketler sosyal sermayeyi güçlendirmek için çeşitli uygulamaları yürürlüğe koyuyorlar. Mesela departmanların diğer departmanlar için sunumlar hazırlamasını istiyorlar, masa başında kahve içmeyi bitirip insanların sosyal alanlarda toplanıp kaynaşmasını istiyorlar, etkin dinleme egzersizleri yapıyorlar ve böylece birbirine güvenen, fikirlerini dürüstçe beyan edebilen ve sağlıklı çatışmayı yönetebilen ekiplere kavuşuyorlar.
4- Multitasking mi? Kaçın:
Multitasking’i ki başımıza çıkardı, kim onu marifetmiş gibi gösterdi, kim bizi buna inandırdı bilmiyorum ama yeni bir sayfa açın ve bu arkadaşa yol verin. Her şeyi aynı anda yapmaya çalışarak düzeninizi bozmayın, çünkü böyle devam ederseniz iki iş arasında gereksiz bilgileri görmezden gelemeyeceksiniz, ve bir işi bırakıp diğerine her atladığınızda konsantrasyon kaybına uğrayacaksınız. Ve de hafızanız kötüye gidecek. Daha fazla zaman harcayıp daha kötü iş çıkaracak ve sonra bu kötü işi düzeltmek için ekstra uğraşacak kadar zamanınız var mı? Kendinizi “çok çalışıyorum” maskesinin ardına saklamayın. Etkin çalışın. (Ve benim için şu kısacık karşılaştırmayı okuyun)
![]() |
| https://brightside.me |
En az bunun kadar önemli bir tavsiye daha: Dışarı çıkın. Yürüyüş yapın. Bilgisayar karşısında cebelleşeceğiniz yarım saati gidip bir yürüyüp gelerek harcayın, döndüğünüzde çok daha iyi çalıştığınızı göreceksiniz. Keyif A.Ş (Joy Inc) kitabında da bahsetmiştim, Menlo’da çalışanlar bir noktada çıkmaza düştüklerinde yaz kış demeden, dışarı çıkıp binanın etrafında tur atıyorlardı. Bu hem kafanızı dağıtmanızı sağlar, hem muhtemelen ofis içindekinden çok daha temiz havaya kavuşmanızı sağlar, hem de yaratıcı düşünme becerileriniz %60’a kadar artar. E daha ne istiyorsunuz?
“… Genel anlamda her türlü fiziksel aktivite düşünce becerimizi güçlendirir. Özellikle yürümek, yaratıcı düşünce becerimizi %60’a kadar yükseltir. Dışarıda yürümek hem daha fazla yeni fikrin doğmasını sağlayan, hem de yorgun düşen bilişsel kapasiteyi onaran bir aktivitedir… Yapacağınız yarım saatlik yürüyüş, geç saatlere kadar çalışmaktan çok daha verimli sonuçlar doğuracaktır (s.51)…”
![]() |
| Kaynak: pixabay.com |
5- Eve gidin:
Ne güzel yazmış kitap! Demiş ki, “Çalışmayı ciddi bir şey, evi ise önemsiz gören birçok şirket, çalışanlarının evde geçirdiği zamanı kıskanır.” Halbuki bu çok ciddi bir hata, çünkü aslında evde, dışarıda geçen zamandır değer yaratan. Ev, aynı zamanda iletişimde çatışma yaşadığımızda bize değerlerimizi hatırlatan, fikirlerimizi ve inançlarımızı test etme fırsatı bulduğumuz yer olması bakımından da önem teşkil ediyor.
“… her türlü ihtiyaca karşılık veren gösterişli yerleşkeler de verimlilik sağlar ancak dünyadan kopuk, kendinden başka bir şey tanımayan, başka şeye güvenmeyen narsistik baloncuklar yaratır (s.72)…”
Yazımın başında belirttiğim gibi, bu kitap size bir gecede ulaşabileceğiniz başarı formülleri sunmuyor ya da sizi “anında başarı getiren 10 davranış” gibi masallarla oyalamıyor. Aksine, yavaş yavaş ve sağlam adımlarla gelmesi gereken değişime bu değişimin yaratacağı farka işaret ediyor. Bu yüzden, “rakamlara takılmamalı” ve iş dünyamızı toplumdan soyutlamamalı ve toplumla arasında gerilim yaratmaya değil iş dünyası ile toplum arasında gidip gelecek zihinsel esnekliğe kavuşmak için çaba göstermeliyiz.
Margaret Heffernan, TED Kitapları


